ZİKİR EHLİNE SORUN!

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

Bizi iman şerefi ile şereflendiren alemlerin Rabbına sonsuz hamd olsun. Salat ve selam bize vahyi ilahiyi nasıl yaşamamız gerektiğini pratik olarak gösteren tüm resullere ve dostlarına olsun. Rabbım onların yolundan gidenlerden razı olsun, onların yolunda  gitmeği bizlere de nasip eylesin.

I-Giriş

        Bizleri takva ve fucur gibi imtihana muhattap kılan ve imtihanı kazanmamız için hertürlü yardımını esirgemeye Allah’a hamdediyorum.  Salat ve selam bize takvanın yolunu canlı sünnetleri ile gösteren tüm resullere ve dostlarına olsun. Rabbım hertürlü yardımına rağmen insani zaaflarımıza kapılarak işlediğimiz günahlarımızı bağışlasın. Bizlere fucura karşı küçlü irade  nasip eylesin.

Sevgili kardeşler!

Sizleri Allah’ın selamı ile selamlıyorum. Rabbim sizlerin ve tüm iman edenlerin yardımcısı olsun. Rabbım sizlerin ve tüm müslümanların yar ve yardımcısı olsun. Ramazan ayından sonra sizlere canlı bir şahsiyet anlatmak istedim. Daha önce ‘Resulullah’ın etrafında ki yiğitler’ adı altında ki yazılarımı biliyorsunuz. Buna ‘ULEMA’ yı da eklemek istedim. Böyle bir serye başlamadan önce bir ölçü vermek istedim. Aslında bu bakış açısı sahabi(ra) içinde geçerlidir. Daha öncede yazdım bizim, Resullar’de dahil bakış açımız, insan kim olursa olsun hatasız değildir. Resuller’de zaman zaman Allah(cc) tarfından uyarılmışlar. Bunların Kur’an’da misalleri oldukça fazladır. Ulemya bakışımızı Kur’an yine canlı örenklerle bize anlatıyor. Böyle bir makaleyi yıllar önce(Muttakı ulemamız’ başlığınada düşündüm. Birkaç kezde yazmaya başladım. Bununla hedefim, hem ulemaya bakış açımızı ve hem de sunnilik, şiilik, mu’tezile, maturdi vs gibi mezhebi ekollerede bir bakış açısını getirmekti. Rabbım bugün yazmayı nasip etti. Ki müslümanların ençok ihtiyaç duyduğu bir alandır. Hele bugün mezhep kışkırtmacılığının kolgezdiği bir ortamda böyle bir yazının su ve hava kadar ihtiyaç olduğunu kanaatındayım. Sizlere Kur’an’ın verdiği ayetleri iki bölümde verecyim. Birinci bölüm uelamanın değeri ve övülmesi, ikincisi ise onlar vasıtası ile yapılan yanlışlıklar.  Ulema ya alçaltılmış ve değersizleştirilmiş veya ilahlaştırılmış. Biz bu iki bakış açısınada karşıyız. O halde nasıl bakmalıyız? Kur’an bu konuda bize nasıl bir bakış açısı veriyor?  Hutbemin başına aldığım ifade bir ayetten aldığım bölümdür. Ayetin anlamı şöyledir. Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.  Bu ayet Kur’an’da  dört beş kez geçiyor. Bu ayet Kur’an’da dört beş kez geçiyor. Her ayet bize bir sorumluluğu hatırlatıyor. Bilmediğimiz  bir konuda başvurmamız gereken bir kaynak. O da ‘ZİKİR EHLİDİR’. Yani hatırlatma gücü olanlar. Uyarabilenler. Ayet, bilmediğimiz bir konuda,  bize bu insanlara sorma sorumluluğunu getiriyor. Bu insanlar alimlerdir. İlim sahibi olanlanlardır. Allah(cc) onları övücü bir ifade ile bize tanıtıyor. Sizlere bu hutbemde bir ölçü vermek istiyorum. Bu insanların dğerleri nedir ve biz onları nasıl görmeliyiz?

I.BÖLÜM

ULEMANIN DEĞERİ

Tarih boyunca her toplumda bilen ve kendisine başvurulan bir tabaka olmuştur.  Toplumlar bu tabakayı ya kutsallaştırmış ilahi vasıflarla donatmış, ya da onları dinlememiş, aldırmamış. Kur’an  her konuda olduğu gibi, bize bu konuda da bir ölçü veriyor. Onlar değerli insanlardır. Çünkü bir çaba göstermiş ve hayatlarını bu konuda feda etmişler.

1-Allah onları övüyor.

Aslında hutbeme başlık yaptığım ayette de bu övgü vardır.   Onların ‘Ehlu-z-Zikr’ olaraka anlatılması bir övgüdür.  O halde övülen bu mertebeye ulaşmak için bizler bir yarışa girmeliyiz. Bir çaba göstermeliyiz. Ayet aynı zaman da onlara baş vurmamızı bize emirediyor.  Mufessirler ‘اهل الذكر Eh-l-Zikir’ isim tamlamasına ‘Ulema; Alimler veya özel anlamda ehli kitabın uleması’ diye anlam vermişler.[1] ‘Ehli kitaba sorun’[2] Ayet muhatabına hitap ediyor. Yani okuyan kişiyi. Resulullah’tan ve ashab’dan başlamak üzere. Herkes için zikir ehli kendisine bilmediğimizi sorama keyfiyetine sahip olanlardır.  O halde Rabbımızın kendilerini bu güzel ifade ile tanımladığı insanların O’nun yanında yeri olduğu gibi bizim yanımızda da yeri olmalı. Onlardan olma ve onlara başvurma gibi iki sorumluluğumuz oluyor.

a)-Allah’tan gerçek anlamda korkarlar

وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ İşte biz, insanların iyiliği, kurtuluşu için dini hakikatların delillerini, gerekçelerini, insani ve ahlaki değerlerin zaruretlerini böyle misallerle anlatıyoruz. Bunları, yalnızca âlimler düşünüp anlayabilir.’ Ayette, akledenlerin alimler olduğunu anlatması oldukça anlamlıdır. Tüm insanlar akıllıdır. Tüm insanlar düşünürler. Ancak akledenler özellikle alimlerdir. O halde onların bir değeri vardır. Bu değerde ilim sahibi olmalarıdır.

 b)-Alimler Allah’tan gerçek korkanlardır

‘İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar  içleri titreyerek korkar.[3] Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.’ Bu ayette de rabbımız kendisinden gerçek manada saygı ile korkanların alimler olduğunu anlatıyor. Bu da bir övgü ve teşviktir. İlahi kattan korkmanın yolu ilimdir. Yani bilmektir.  Bilen, tanır, tanıyan, bilinç sahibi olur, bilinç sahibi olan hakkını verir. İşte bu ayette anlatılan budur. Onlar, rabbın nimetlerini ve azametini tanırlar, O’nun sevabını ve gazabını bilirler ve onun için kalpleri titreyerek Rabbe karşı saygı içinde olurlar.

 c)-Ulem tartışmalara fırsat vermez

‘O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.’[4]  Ayette ‘ilimde ruhsat sahibi olanlar’ ifadesi geçiyor. Onlar ilimde derinleşmiş, basiret sahibidirler. Onlar hakikatı belirttikten sonra tartışmalara girmezler. Kendi yorumlarını mutlak doğrular kabul etmezler. Gerçek doğruyu bilenin Allah olduğunu bildirir ve görüşlerini açıklarlar. Kendi tevillerini-görüşlerini- mutlak doğru kabul edip onda ısrar etmenin yanlış olduğunu anlatırlar, çünkü onlar basiret sahibidirler. Tüm müttekı alimlerimzin hayatını inceleyin göreceksiniz ki onlar kendi ictihatlarını-görüşlerini- mutlaklaştırmamışlar. Ne yazıki araksından gelenler onları mutlaklaştırmışlar. Hatasız göstermişler. Onların Allah(cc) tarafından övülen tutumları, akide haline getirilmiş ve tefrikaya vesile kılınmış.

d)-Ulema kendilerine uyulması gereken emirlerdir.

 ’Ey inananlar, Allah’a, peygambere ve sizden olup size emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin…..’[5]  Onlar kendilerine tabii olunması gereken insanlar olarak tanıtılıyor ayrıca. Bu ayette kendisine uyulması gereken ‘Ulul Emr’ genelede alimlerr olarak tefsir edilmiş. Doğrusu olanda budur. Bir alanda emir olamnın başat şartı bilmek olması gerekir. Liyakat sahibi olmanın ilk şartı hangi alanda olursa olsun, o alanı bilmekle mümkün olacaktır. İşte onlarda ilim sahibi olanlardır. Onlara itaat, Allah ve Resulu ile beraber zikir edilmiştir. Mufessirler ‘‘ اولي الامر

Ulul-Emr: değimine iki anlam vermişler. Ulema, idareciler[6] İki halde de doğrudur ve ilim sahibi olmaya işaret eder.  ‘..Sizden olan emir sahibleri…’ Niteki yazar ayetin tefsirinde meşhur sahabi Muz b. Cebel(ra) ile ilgili rivayeti veriyor. Resullah(ass) ona soruyor, bir konuda nasıl hukum verirsin? Allah’ın kitabı ile cevap veriyor. İkinci soru, onda bulmassan, cevap; resulullah2ın sünnetinden, üçüncü soru ya onda bulmassan, cevap, kendi reyimle der. Resulullah bu diyaloga hamdeder. [7] Kısaca ayet güzel bir ölçü içinde bize ulemanın değerini anlatıyor. Bu ayetten önce geçen ayetde; ‘emanetin ehline verilmesi..’ ile ilgili bir ifade geçiyor. [8] Emanetin ehli olmak genel bir kavramdır. Hangi alanda lırsanız alın yine bilmeyi beraberinde getiriyor. Liyakatı olanları anlatıyor. Bize yine bir mesaj veriyor.

e)-Onlar insanları hidayete ulaştırabiliyorlar.

   ‘Sabredip âyetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.’[9]  Ayette geçen ‘İmamlar’ kelimesi yine ilim sahiplerine işaret ediyor. Çünkü bir alanda önderlik yapmak başta ilmi olmayı gerektirir. Burda ‘Hidayet’ kelimesi kullanılmış. Ancak, Allah’ın ini ile ifadesi geçiyor. Onlar sahip oldukları iilim ve Allah’a olan yakınlıkları ile insanlara yol gösteririler. Yani onlara hidayet ederler. Bu kıssada yine ehli kitabın anlatılan paşajda geçiyor. Allah’ın ayetleri anlatılıyor. Allah’ın ayetlerine karşı saygılı olan olmayan ve kendisine zulüm ed,p etmeyenler anlatılıyor.

 f)-Allah ilimsizliği kınıyor

Kur’an’ı Kerim birçok ayette ilim sahibi olmayı övmüş ve ilimsiz hareket ettmeği şiddetle kınaamış.      İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde kibirlenerek insanları Allahın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız. Burda geniş bir alan anlatılıyor. Ancak ilimsizlik yeriliyor.’[10] İlim sahibi olmak  şüphesiz övülecek bir olaydır. Tabii bu ilim sahibini Allah’a yaklaştırdığı zaman değerli olur.  Aksi taktirde ilahi taktir değil cezayı sahibine kazandıracaktır. Bunuda ikinci bölümde ki örneklerde okuyacağız.

2.BÖLÜM

ULEMANIN YANLIŞ ÖLÇLERİ

Kur’an biz bir konuda ölçüyü veririken, toptan silmeci veya toptan kabul edici bir yöntemle yaklaşmıyor. O konuda aşırılıkları ve yanlışları kaldırıyor. İfrat ve tefritin ötesinde  vasat bir yöntemi burda  da bize gösteriyor.  Şimdi bunları sırayla okuyalım.

  a)-Ulemanın Rabbleştirilmesi

    Ulemaya uymanın ölçüsü onların ilahi yasalara uygun olan yolgöstermelerinde ancak caizdir. İlahi ölçülere uygun olmayan konularda onlara uymak onları ilahlaştırmaktır.  ’Allahı bırakıp, hahamlarını;  rahiplerini ve Meryem oğlu Mesihi rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allaha ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.’[11] Onları veya onların yazdıklarını mutlak doğrular kabul etmek onları ilahlaştırmaktır. Bu onları hatasız olduğuna inanmaktır ki bu Allah’a ait bir vasıftır. Tarihte bu yanlışlık çok yapılmış. Bu ayet indiğinde, Resulullah’ın yanında bulunan sahabi, ‘Ya Resulullah biz ulemamızı ilah veya Rabb edinmiyorduk.’ der. Resulullah(ass), ‘Onlar, bir şeye helel dedilermi siz helal kabul ediyor, haram dedikleri zaman haram kabul etmiyormusunuz? Evet ya Resulullah! İşte bu onları ilah edinmektir. İlahi sınırlara rağmen sınır koyduklar halde onlara uymak onları ilah edinmektir.  Günümüzden bir örnek verelim. Allah(cc) tağutları red edin Allah’a itaat edin buyurduğu halde, onlar tağutlara itaat edin diyorlar.  Yine imamların allah hepisine rahmet etsin, ummet yararına yaptıkları ictihatları helal ve haram sayarak ummetin parçalanmasına sebep olanların yaptığı ile Allah’ın bu ayette kınadığı anlayış aynıdır. Bunu bu şekilde halka empoze eden bir alim kendisini rabb ve ilah ilan etmiş olur. Ona tabii olanlar, onu rabb ve ilah edinmiş olurlar.

6-Onların yazdıklarını Allah’ın vahyi ile denk tutmak insanı  Allah’a eş koşmaya götürür. O halde, yazıklar olsun onlara ki, kendi elleriyle, ilahi kelam(dan olduğunu iddia ettikleri hususlar)ı kaydettikten sonra, az bir kazanç elde etmek için, “Bu Allah’tandır!” derler. (Böyle diyerek) kendi elleriyle kaydettiklerinden ötürü yazıklar olsun onlara! Ve yine bütün o kazandıklarından ötürü yazıklar olsun böylelerine![12] 2/79 Mutlak doğru ilahi kitap Kur’an’dır. Onun dışında hiç bir kitap mutlak doğrular değildir. Buna hadis kitaplarıda dahildir. Anca bugün Kur’an2ın idiği ortamda olduğuğu gibi, kendi yazdıklarını Allah’ın ilahi yasalarla eşit tutanlar tarihsel olarak aynı yanlışlığı işlemiş olurlar. Onlarının yazdıklarını ilahi yasalar gibi görenlerde aynı yanlışlığı işlemiş olurlar. İslam dünyasında hem yazarlar ve hem de yandaşları tarafında yapılan bu yanlışa ayetin ifade ettiği gibi yazıklar olsun. Böyel bir günahtan vazgeçerek tövbe edenlere ne mutlu. Rabbım bizleri onlardan eylesin.

7-İlim sahibi olduğu halde ve ilahi gerçekleri bildiği halde onları, gizleyen, az bir karşılığa satan ulema Kur’an’da şidedtle kınanmış. Allah’ın indirdiği kitaptan, bir şeyi gizleyip, onu az bir pahaya satanlar, işte onlar, karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla konuşmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.[13] Bu gizleme, bozma ve açıklamama genelde mevcud otoritelerden korkarak yapılmış. Bu tür ulemaya uymak onları ilahlar edinmektir. Bugün İslam dünyasında ki zalim idarecileri aykta tutan bu tip ulemadır. Halkı kandırıyorlar. Tabi halkta suçludur. Nitekim yarın kıyamette iki tarafa da ceza verilecektir.  Ey Rabbimiz, biz iktidar sahibi liderlerimize, âlimlerimize ve büyüklerimize boyun eğdik. Onlar bizi hak yoldan, İslâmdan uzaklaştırıp, dalâleti tercihimize imkân sağlayarak, başımıza buyruk hale getirdiler’ derler.[14]  Ayette ‘SAADAT; Efendiler, KUBERA: Büyükler, ileri gelenler’ ifadesi geçiyor. Bu ifadeler oldukça aktuel kavramlardır. Ve bize gözel ölçüler veriyor.

8- Resulullah’tan gelen birçok rivayette ilim sahiplerini övmüştür.  Aynı zamanda yanlış yapanlarıda yermiştir. Bize vahye uyun bir ölçü vermiştir. Bu konuda hadis kitaplarının ilmin değeri ile ilgili bölümlerde bir hayli rivayetler vardır. İslami şahsiyetin ders kitaplarında ilk kitabın birinci konusunda bunu geniş bir şekilde işledim.[15] Dersarkadaşlarıma ezberlettiğim ilk dualardan biriside şudur. ‘Allahım fayda vermeyen ilimden, yaşarmayan gözden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan sana sığınırım….’[16]

9-Tüm bu açıklamalardan sonra bize düşen bu insanlarla ilgili vahyi ölçüyü bilmemizidir. Allah’ın bu övdüğü alan için herbirimiz gücü yettiği ölçüde bir yarışma yapmak. Yukardaki ölçüler içinde ulemadan yararlanmak. Onları ne yüceltmek ne de yok sayıcı bir indirgeme yapmak doğru değildir. Kitabımızın bu alanda da bize gösterdiği vasat ölçüyü hayata geçirmek hutbemin başında verdiğim başlığa uygun hareket etmek olur. Rabbım bu ölçüyü bize nasip etsin.

Kardeşiniz

Yalçın İçyer/Cumali Hoca

18.08.13/Essen/Almanya


[1]    -Tefsir el-Munir ustad Vehb ez-Zuheyli 14.cild s.138. Dar-el-fikr

[2]    -Taberi Tefsiri 14.cild tahkik edilmiş nushası arapça Hani Haci, İmad  Zeki El-Barudi Heyri Seidi El-Mekteb El-Mektebe et-Teftiştişiyye

[3]    -K.K. 35/28

[4]    -K.K.3/7

[5]    -K.K. 4/59

[6]    -Prof. Vehb ez-Zuheyli age 5.cild S.126

[7]    -age

[8]    -K.K. 4/58

[9]    -K.K. 32/24

[10]  -K.K. 22/8-9

[11]  -K.K. 9/31

[12]  -K.K. 2/79

[13]  -K.K.2/174

[14]  -K.K.33/67

[15]  -Cahili Ortamda İslami şahsiyetin eğitimi 1.dosya  yalçın İçyer

[16]  -age Yalçın İçyer

 

This entry was posted in Hutbeler. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>